Türlerin Kökeni: Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni; Charles Darwin (Alfa Bilim - 134)



TÜRLERİN KÖKENİ
DOĞAL SEÇİLİM YOLUYLA TÜRLERİN KÖKENİ
Charles Darwin

 çev: Bahar Kılıç

İlk basımı 1859’da Londra’da yayımlanan Türlerin Kökeni, dünyamızın bilim ve kültür tarihini değiştiren kitapların başında gelir. Darwin’in 20 yıllık araştırması sonucu ortaya çıkan ve evrimin mekanizmalarını açıklayan Türlerin Kökeni sadece biyoloji bilimlerinin değil, aynı zamanda tüm doğa bilimlerine ve edebiyattan felsefeye tüm insanlık kültürüne yeni bir bakış kazandırarak, insanın dünyayı anlama macerasında bir dönüm noktası oldu. Türlerin Kökeni’nin bu çevirisi, Darwin’in ilk baskısındaki birkaç küçük dizgi hatasını düzelttikten sonra yayımladığı 2. baskıdan Türkçeye kazandırıldı.

“Zaman içinde Darwinci devrim, dünya üzerindeki her eğitimli insanın aklında ve kalbinde emin ve rahat bir şekilde yerini alacaktır, fakat bugün Darwin’in ölümünün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ onun parmak ısırtan çıkarımlarla dolu ifadelerini tam olarak hazmedebilmiş değiliz.”
–Daniel Dennett, Darwin’in Tehlikeli Fikri

“Darwinci kuram yalnızca üstün bir açıklama gücüne sahip olmakla kalmaz; açıklamasındaki ekonomikliğin güç dolu bir zarafeti, dünyanın en unutulmaz başlangıç mitlerine bile üstün gelecek şiirsel bir güzelliği vardır.”
–Richard Dawkins, Cennetten Akan Irmak

 “Hiçbir bilimsel devrim daha önceki alışkanlıklarımızı ve kanaatlerimizi değiştirmek açısından Darwin’in buluşuyla karşılaştırılamaz… Darwinci evrim çok derin bir biçimde, kendi varlığımız ve özümüze ilişkin algılarımızda ve bilimin işaret ettiği benzer sorular konusunda da bir devrim yaratmıştır: Biz kimiz? Buraya nasıl geldik? Diğer yaratıklarla ilişkimiz nedir ve hangi yolladır?”
–Carl Zimmer, Evrim: Bir Fikrin Başarısı


TÜRKÇE YENİ BASIMA ÖNSÖZ
İlk basımı 1859’da Londra’da yayımlanan Türlerin Kökeni, dünyamızın bilim ve kültür tarihini değiştiren kitapların başında gelir. Darwin’in 20 yıllık araştırması sonucu ortaya çıkan ve evrimin mekanizmalarını açıklayan Türlerin Kökeni sadece biyoloji bilimlerinin değil, aynı zamanda tüm doğa bilimlerinin ve edebiyattan felsefeye tüm insanlık kültürüne yeni bir bakış kazandırmış, insanın dünyayı anlama macerasında bir dönüm noktası olmuştur. Evrim fikri insanlık tarihinde elbette çok eskidir. Atom fikri de en az 2500 yıllıktır (Demokritos) ama ancak 19. yüzyıl sonunda atomların varlığına ilişkin bilimsel kanıtlar ortaya çıkmış ve 20. yüzyıl başlarında kesin olarak kabul görmüştür. Benzer bir şekilde, insanlar bütünsel bir kuram içinde evrimin nasıl gerçekleşmiş olabileceğini ancak Darwin’le birlikte anlamaya başlamışlardır. Darwin elbette bütün kuramı sıfırdan oluşturmadı, hemen her bilimsel devrimde olduğu gibi, bütün bu fikirleri geçerli doğa yasaları çerçevesinde bilimsel bir kuramda topladı. İlk kez Darwin, birikimli doğal seçilim yoluyla gerçekleşen evrimin dünyada yaşamış ve yaşamakta olan tüm canlıların, ortak bir atadan başlayarak çok uzun bir zaman zarfında çeşitlenmesini ve değişmesini açıkladığını ortaya koyarak, böylelikle herhangi bir ilahi müdahaleyi geçersiz kıldı. Bu nedenle de Darwin’e gelen tepkiler, kendisinden önceki evrim kuramlarına olandan çok daha fazladır. Daniel Dennett’in deyimiyle,“Darwin’in kuramı hem dostlar hem de düşmanlar tarafından suistimal edildi ve çarpıtıldı. Ürkütücü politik ve toplumsal öğretilere bilimsel saygınlık kazandırmak adına kötüye kullanıldı. Karşıtlar tarafından karikatürlerle rezil edildi. Bunların bazıları çocuklarımızın okullarında “yaratılış bilimi” denilen sahte bir dinsel bilim karmaşasına alet edildi.”[1]
Türlerin Kökeni’nin Türkçedeki Macerası
Darwin’in evrim kuramından Osmanlı’da ilk kez 20. yüzyılın başlarında söz edilmeye başlansa da, kuram bilimsel anlamıyla ancak Cumhuriyet’le birlikte temel eğitim kurumlarımıza girebildi: “Evrim kuramı II. Meşrutiyet yıllarında [1908] Osmanlı sınırlarını aşmıştı. Ancak evrim felsefenin alanıydı. Her ne kadar Manastır’da ‘tarih-i tabii’ ya da doğa tarihi adlı bir ders askerî idadide okutulmuşsa da, Lamarck, Darwin ve Haeckel Osmanlı yazarlarınca materyalist düşünce bağlamında ele alınıyordu. Bu dönemin tarih kitaplarında hâlâ ‘mukaddes’ sayılan yaratılış efsanesine yer veriliyordu, ya da ilkçağ tarihi tarihöncesine gidilmeksizin okutuluyordu. Evrim sorununu gündeme getirecek tarihöncesi ve öntarih bilgisi ancak 30’lu yıllarda verilmeye başlanacaktı… Cumhuriyet Türkiyesi’nin tarih anlayışında 1929 ile 1931 arası bir geçiş evresiydi. Bu bir anlamda 30’lu yıllarda gerçekleştirilecek ‘kültür devrimi’nin başlangıcıydı. Bir yandan dilde ve tarihte köklü dönüşümlere gidilirken öte yandan “putlar” kırılıyordu.”[2]
1938’den sonra orta ve lise müfredatındaki kapsamı hızla azalan evrim kuramının temel eseri Türlerin Kökeni Türkçede ilk kez 111 yıl sonra, Öner Ünalan çevirisiyle 1970’te Onur Yayınlarından yayımlandı. Ünalan çevirisi Türlerin Kökeni’nin 1872’deki son baskısı olan 6. basımından gerçekleştirilmişti. Türlerin Kökeni’nin 1859’dan 1872’ye kadar devam eden sonraki basımları, bu ilk basımdan oldukça farklılıklar gösterir. Darwin, sonraki basımlarda kuramına gelen eleştirilere yanıtlar vermiş ve kitabın ilk yapısından oldukça uzaklaşmak zorunda kalmıştır. Elinizdeki bu çeviri, Darwin’in ilk baskısındaki birkaç küçük dizgi hatasını düzelttikten sonra yayımladığı 24 Kasım 1859’daki 2. baskıdan Türkçeye kazandırıldı.
Kerem Cankoçak

ÇEVİRMENİN NOTU
Darwin’in doğal seçilim yoluyla evrim kuramı, dünyada yaşamış ve yaşamakta olan tüm canlıların, ortak bir atadan başlayarak çok uzun bir zaman zarfında çeşitlenmesini ve değişmesini açıklar. Bu kuram, hiç şüphesiz bilim tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Doğal seçilim, mevcut yaşam koşullarına en iyi şekilde uyarlanmış, diğer bir deyişle şartlara en iyi uyum sağlamış olanların sağ kalma ve soyunu devam ettirme şansının en yüksek olması ve böyle olmayanlarınsa elenmesi anlamına gelen bir evrimsel mekanizmadır. Evrimsel değişim, genetik çeşitliliğin her nesilde bol miktarda üretilmesiyle elde edilir. Aslında çok basit bir çıkarım olan doğal seçilim kavramının ve evrimsel düşüncenin kökeni, Anaksimander’e (M.Ö. 610—546) ve M.Ö. 400’lü yıllarda yaşamış olan Empedocles’e kadar uzanır. Ancak bu noktada, doğal seçilim ilkesine Darwin’den bağımsız ve eşzamanlı olarak ulaşan Alfred Russel Wallace’ı özellikle anmak gerekir.
Özü kalıtıma dayandığı halde, henüz genetik bilimi ortada yokken ve bugün DNA ve RNA olarak bildiğimiz kopyalayıcı birimler keşfedilmemişken, bilim dünyasına adeta bir bomba gibi düşen evrim kuramı, biyoloji bilimini yepyeni bir temele oturtmuştur. Darwin, geniş ilgi uyandıran ve alkışlanan, ama aynı zamanda bilim tarihinin en yanlış anlaşılan ve sert eleştirilere maruz kalan bu kuramını, o dönemin doğa bilginlerinin, doğanın hayran olunası dinamiklerini Tanrı’nın biricik yaratımları olarak açıklama çabasına giriştiği bir dönemde ortaya koymuştur. Bununla birlikte genetik, moleküler biyoloji, biyokimya, paleontoloji, jeoloji, morfoloji, embriyoloji vb alanlardaki pek çok bilim insanının katkılarıyla kaydedilen ilerleme, Darwin’in bundan tam 158 yıl önce mevcut verilere, gözleme ve sağlam bir öngörüye dayanarak ortaya koyduğu evrim kuramının modern sentezini ortaya çıkarmıştır. Böylelikle bu kuram, tıpkı Türlerin Kökeni’nin son bölümünde Darwin’in de öngördüğü gibi, bilim dünyasında yeni ve heyecan verici alanların açılmasına öncülük etmiştir.
Canlıların doğada ve yapay ortamda nasıl değiştiğini açıklayan evrim kuramı ve evrimin temel mekanizması olan doğal seçilim, Darwin’den bu yana sayısız bilim insanı tarafından sınanmış ve doğrulanmıştır. Bu bağlamda evrimsel süreçlerin anlaşılması, insanın doğayı anlama çabasındaki en önemli devrimlerden biridir. Biyoloji bilimi, evrim kuramı olmadan anlaşılamaz ve öğretilemez. Ancak evrim karşıtlığı, bugün artık bilimsel geçerliliğini tartışma gereği dahi duymadığımız evrimin anlaşılmasına ve öğretilmesine ciddi bir engeldir. Neyse ki kişisel ve toplumsal basmakalıp önyargılarla ve hiçbir somut kanıta dayanmayan dinsel inanç içerikli argümanlarla çürütülmeye çalışılan evrim kuramı, geçen onca yıla karşın tüm bu saldırılara göğüs germiş, hatta bu saldırılar sayesinde üzerine eklenen yeni bilgilerle daha da güçlenerek, günümüzde tıp ve tıpla ilgili alanlar başta olmak üzere çok yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Bugün kullandığımız antibiyotiklerden kanser ilaçlarına, kök hücre tedavilerinden genetik mühendisliğine kadar pek çok uygulamanın temelinde evrimci yaklaşım vardır. Evrim gerçeğini reddetmek bilimi, bilimsel düşünceyi ve bilimin dayanak aldığı kanıtları hiçe saymak anlamına gelir.
Darwin, dünyayı ve dünyadaki canlıları inceleyen, doğa tarihine tutkun bir bilim insanıdır. Evrim kuramının bugünkü gücü ve tutarlılığı da Darwin’in bu tutkusundan, bilimsel çalışma disiplininden ve her varsayımı kanıtlarla destekleme gayretinden ileri gelmektedir. Örneğin Darwin’in, o zamanki yaygın kanının aksine, tüm evcil güvercin ırklarının tek bir yabani soydan türemiş olduğu yönündeki varsayımı, çok yakın tarihlerde güvercinlerin genom dizilenmesi çalışmalarıyla doğrulanmıştır. Darwin’in buna benzer pek çok varsayımı zamanla doğrulanmış, bazı hatalı varsayımları güncel bilgilerin ışığında düzeltilmiş ve modern evrimsel sentezin kapsamına alınmıştır. Gezegenimizdeki tüm canlıların uzaktan veya yakından birbirleriyle akraba olması fikri, bugün bile çoğu insan kabullenmekte zorlansa da, bir doğa gerçeğini yansıtır ve bu özelliğiyle insanlık için çok yönlü bir esin kaynağıdır. Ne var ki tarihte hiçbir bilimsel kuram, yanlış anlaşılmalara ve hatalı çıkarımlara evrim kuramı kadar hedef olmamıştır. Anlaşmazlıkların çoğu, Darwin’in yaşadığı dönemde biyolojiye ilişkin bilgi yetersizliğinden ve onun öngördüğü birçok geçiş fosilinin henüz keşfedilmemiş olmasından kaynaklanır. Darwin bu bağlamda, kendisinin de yanıtlayamadığı bazı soruları ve kuramına yapılabilecek eleştirileri, kitabın “Kurama İlişkin Sıkıntılar” adlı 6. bölümünde ele alır. Evrim karşıtları sıklıkla bu bölümden cümleler cımbızlayarak, Darwin’in bile kendi kuramına inanmadığını iddia eder. Oysa Darwin, olanı biteni çoğunlukla destekçilerinden ve karşıtlarından çok daha iyi anlamış ve çalışmalarında tüm bu sıkıntıların nasıl aşılabileceğini anlatarak, geleceğin bilim insanlarına bir yol haritası çizmiştir. Nitekim Darwin’in kendi kuramıyla ilgili altını çizdiği bu sıkıntıların tamamı, bilimin ilerlemesiyle eklenen bilgilerin ve kanıtların ışığında çözümlenmiş durumdadır. Bilim dünyası, evrim karşıtlarının iddia ettiğinin aksine, biyolojik evrimin doğruluğu konusunda herhangi tartışma yaşamamaktadır. Mevcut tartışmalar, yalnızca evrim mekanizmalarının detaylarıyla ilgilidir.
Bir fikri öldürmenin en iyi yolu, onu yanlış savunmaktır. Organik evrimi açıklayan doğal seçilim kavramının sosyal, siyasi ve ekonomik alanlara da uygulanmasını savunan Sosyal Darwinizm akımı, yukarıda anılan ve Darwin’in çalışmalarının yanlış yorumlanmasından kaynaklanan çıkarımlardan biridir. 1880’li yıllarda Avrupa’da ortaya çıkan ve 1940’lı yıllarda daha da yaygınlaşan bu akımın, isim benzerliğine karşın ne Darwin’in bilimsel görüşleriyle ne de organik evrimle ilgisi vardır. Söz konusu hatalı çıkarımlardan bir diğeri de Darwin’in ölümünden bir yıl sonra ortaya atılan, zayıf bireylerin tıpkı doğada olduğu gibi elenmesini ve insan neslinin ıslah edilmesini savunan, böylece genel çerçevede Sosyal Darwinizme benzeyen öjenik kavramıdır. Evrim kuramının yanlış yorumlanmasına dayanan bu ve benzeri görüşler, sıklıkla ve haksızca Darwin’le ilişkilendirilir. Kimi zaman gerek kasıtlı gerek kasıtsız olarak yapılan hatalı çeviriler de böylesi ciddi yanılgılara neden olabilmektedir. Darwin, dini akımların güdümünde doğan ve Tanrı’nın siyahileri beyazlardan farklı zamanlarda yarattığını savunan yaradılışçı akımların hep karşısında durmuş; bu akımların kaynağı olan poligenizme (farklı insan ırklarının farklı kökenleri olmasına) şiddetle karşı çıkarak, monogenizmi (bütün insanların aynı türe ait olduğunu ve insan ırklarının da bu türün çeşitli varyantları şeklinde ortak bir kökenden evrimleştiğini) savunmuştur. Üstelik Darwin, siyahi ırkın beyazlara hizmet etsin diye yaratıldığına inananların aksine, köleliğe de karşı çıkmıştır. Buna karşın, yazılarından alınan kimi ifadelerin bağlamından kopartılması ve çarpıtılması suretiyle, daha sonradan Darwin’e “ırkçı” yakıştırması bile yapılmıştır. Örneğin Darwin, William Graham’e 3 Temmuz 1881’de yazdığı bir mektupta şöyle der:
“Kafkas ırkları olarak bilinen daha uygar ırklar, var olma mücadelesinde Türkleri geride bırakmıştır. Çok yakın bir geleceğe bakarsak, daha düşük olan sayısız ırkın daha yüksek uygarlık seviyesindeki ırklarca tüm dünyada ortadan kaldırılacağını düşünüyorum.”
Darwin karşıtları, tümüyle sosyo-kültürel gelişmişlik düzeyi anlamında kullanılan bu cümlelere, “barbar Türkler”, “aşağılık ırklar”, “yok edilmelidir” vb eklemeler yaparak, Darwin’in sözlerini çarpıtmaya çalışmıştır. Oysa Darwin ne Türklerin “barbar” olduğundan, ne de "aşağılık ırkların yok edilmesi gerektiğinden" bahseder. İnsanlık tarihinde az gelişmiş toplumlar gerçekten de daha gelişmiş toplumlar tarafından köleleştirilmiş, sömürülmüş ve bugün bile farklı biçimlerde sömürülmeye devam etmektedir. Bu şekilde ortadan kaldırılan veya kaldırılmaya çalışılan toplumlar gerçekten de olmuştur ve bunun güncel örnekleri de mevcuttur. Bunu zamanında ve yerinde gözlemlemiş biri olarak Darwin bu gerçeğe yalnızca parmak basmıştır; böyle bir saptama, bir insanı “ırkçı” yapmaz. Irkçılık iddialarında kullanılan bir diğer argüman da Darwin'in, bu kitabın başlığında da yer alan “ayrıcalıklı ırkların korunumu”ifadesidir. Buradaki “ırk” kavramı insan ırklarını değil, canlı türlerini ve çeşitliliği ifade eder; doğada ortaya çıkan çeşitliliğin bir bölümünün, şartlara bağlı olarak daha başarılı bir şekilde sürdürüldüğüne ilişkin bilimsel gerçeğin altını çizer. Evrim karşıtları bu çarpıtmayı daha da ileri götürerek, sanki Darwin bu söylediklerinin gerçekleşmiş olmasından memnunmuş, ırkları aşağı veya yüksek diye ayırıp aşağı ırkların yok edilmesini istiyormuş gibi sunar. Bunların hepsi, Sosyal Darwinizm temelli düşüncelerdir ve hatalıdır. Darwin ırkçı olmadığı gibi, kölecilikle mücadeleyi nesiller boyu sürdüren bir aileden gelmektedir ve kendisi de ateşli bir kölelik karşıtıdır. Darwin’in görüşlerine ve hayat felsefesine aşina olanlar, bu tür düşüncelerin onun bakış açısına hiç de uygun olmadığını zaten anlayacaktır. Bilimsel görüşlerini belirtirken bile kimseyi kırmamaya çalışan son derece temkinli bir bilim insanı olan Darwin, kendisine en ağır hakaretleri edip onu ölümle tehdit edenlere bile bu şekilde hitap etmemiştir. Kullandığı en ağır kelimeler, köle olarak kullanılan yerli halklara işkence eden, başta İspanyol ve Portekizli köle sahiplerine ve tüccarlarına yöneliktir. Darwin, 5 yıl süren Beagle yolculuğu sırasında kız kardeşi Catherine Darwin’e yazdığı 1833 tarihli bir mektupta şöyle der:[3]
   “...İngiltere köleliği tamamen kaldıran ilk Avrupa ulusu olsa, bu onun için ne kadar övünülecek bir şey olur! İngiltere’den ayrılmadan önce, köleliğin olduğu ülkelerde yaşadıktan sonra tüm düşüncelerimin değişeceği bana söylenmişti; şu anda farkında olduğum tek değişiklik, siyahi karakteri hakkında bende çok yüksek bir takdirin oluştuğudur. Böyle neşeli, içten, dürüst ifadeli ve böylesine sağlıklı, kaslı bedenlere sahip bir siyahi görüp de ona karşı sevecenlik duymamak olanaksız...” (New History of Anthropology,2007,s.227)
Cambridge’deki dostlarından John Maurice Herbert’a yazdığı 2 Haziran 1833 tarihli mektubunda da şöyle belirtir:
“...İngiltere’deki gidişat insanın yüreğine su serpiyor. Yaşasın dürüst Whigler[4]. İnanıyorum ki, övünç duyduğumuz özgürlükçü anlayışımıza düşen büyük bir kara leke olan Sömürgeci Köleliğe karşı pek yakında harekete geçeceklerdir. Köleliği ve siyahilerin mizaçlarını, bu konuyla ilgili İngiltere’de duyduğum yalanlardan ve saçmalıklardan tümüyle iğrenecek kadar gözlemleme şansı buldum...” 
İnsan da dahil tüm canlıların tek bir ortak atadan evrimleştiğini savunan ve böylelikle canlılar arasındaki organik bağın devamlılığının altını çizen Darwin’e atılan çirkin iftiralar ve suçlamalar, bilgi eksikliğinden ve önyargılardan kaynaklanan büyük bir çarpıtma olmanın yanı sıra, bu cesur ve iyi yürekli bilim insanına yapılan çok büyük bir haksızlıktır.
Son olarak Türlerin Kökeni, Darwin’in yaşadığı döneme uygun olarak, Victoria dönemi edebiyatının belirgin izlerini taşır ve dolayısıyla anlaşılırlığı zorlaştıran uzun ve karmaşık cümleler içermektedir. Ancak yine aynı nedenle, şiirsel bir akıcılığa da sahiptir. Türlerin Kökeni, evrim kuramını öğrenmek adına en anlaşılır kitap olmamakla birlikte, bilim insanlarının bugün bile rehber aldığı ve konuya ilgi duyanların takdir edeceği bir kaynak kitaptır. Fakat kitabın çevirmeni olarak, Darwin’in ancak çeviri sırasında fark edilebileceğini düşündüğüm bambaşka bir yönüne de dikkat çekmek istiyorum. Türlerin Kökeni’ni daha önce hem Öner Ünalan’ın değerli çevirisinden hem de özgün İngilizce basımından okumuş ve son 10 yıldır evrim konusuyla özel olarak ilgilenmiş olmama karşın, Darwin’in edebi ustalığını yeni fark ettiğimi belirtmek isterim. Onun doğaya duyduğu hayranlığı, kuramını geliştirirken deneyimlerinden ve çalışmalarından faydalanmış olduğu diğer bilim insanlarına olan saygısını ve bilimsel kanıta verdiği değeri; dahası ne kadar kuşkucu, titiz ve disiplinli bir bilim insanı olduğunu, yazdığı her cümleden açıkça görmek mümkündür. Doğayı incelerken, canlılara adeta yavrularını inceleyen bir anne-baba şefkatiyle yaklaşır. Ancak Darwin’in, tıpkı bir matematikçinin denklemlerini oluştururken veya tıpkı bir bestecinin notaları yazarken yaptığı gibi, seçtiği sözcüklerin ve terimlerin kullanımına ne kadar özen gösterdiğini ilk etapta fark edemeyebiliriz. İşin başında, anlaşılırlığı biraz azaltmak pahasına da olsa, Darwin’in üslubuna tümüyle sadık kalmanın ne kadar isabetli bir karar olduğunu bu süreçte çok daha iyi anladım. Her kelimenin, her virgülün bir anlamı olduğunu, bir kelimeyi eşanlamlısıyla yer değiştirince bile cümle fonetiğinin ve anlam bütünlüğünün bozulduğunu gördüm. Örneğin bir kelime iki farklı anlama gelecekse, Darwin okurların ikileme düşmemesi için o kelimeyi sadece bilimsel anlamıyla kullanmış, diğer anlamı için de eşanlamlı kelimeler tercih etmiştir. Başlı başına büyük bir iş olan bilimsel bir kuram geliştirmenin ve bunu yaparken her türlü karşıt tezi de değerlendirmeye alarak yazıya dökmenin zorluğu bir yana, bunu anlam bütünlüğünü bozmadan ve okuru ikileme düşürmeden yapabilmek, takdir edilmesi gereken üstün bir emeğin ve özenin eseridir. Darwin bu bağlamda yalnızca bir bilim insanı olarak değil, bir edebiyat ustası olarak da anılmayı fazlasıyla hak eder. Onun bu hakkını teslim etmek de öncelikle çevirmenin görevidir. Bu görevi layıkıyla yerine getirebilmiş ve Darwin’in bu yönünü de okurlara aktarabilmişsem, ne mutlu bana.
Herkes hayatında en az bir kez şöyle bir soruyla karşı karşıya kalmıştır: Bir zaman makinesi olsaydı, insanlık tarihinde en çok kiminle tanışmak isterdiniz? Bu soruya hiç tereddütsüz “Charles Darwin” yanıtını veren biri olarak, Türlerin Kökeni gibi önemli bir eserin ilk baskı versiyonunu Türkçeye kazandırmış olmak benim için büyük bir onurdur. Bana sadece bilim tutkusu aşılamakla kalmayıp, kitabın çevirisi sırasında da her anlamda yardımcı olan sevgili anneme ve babama çok teşekkür ederim.
Bahar Kılıç, Mayıs 2017


Birkaç anahtar tarih*
1809- Charles Robert Darwin, 12 Şubatta, Abraham Lincoln’le aynı günde, Shrewsbury’de dünyaya geldi. Robert Waring (1766-1848) ve Susannah (kızlık soyadı Wedgwood 1765-1817) Darwin’in oğludur. Sondan bir önceki çocuktur; Marianne, Caroline Sarah, Susan Elizabeth, Erasmus Alvey ve Emily Catherine kardeşleridir. Aynı yıl Lamarck, Hayvanbilimsel Felsefe adlı kitabında türlerin dönüşümünü ele almıştır.
1817-  Annesi 15 Temmuz günü, Charles henüz sekiz yaşındayken öldü. Shrewsbury Okulu’na başladı.
1825-  Edinburgh Tıp Fakültesi’ne kayıt oldu.
1827-  Paris’te kısa süreli bir konaklama. Tıp eğitiminden sıkılan Charles, Tıp Fakültesi’ni bıraktı ve Edinburgh’dan ayrıldı.
1828-  Babası papaz olması için onu Cambridge Üniversitesi’ne bağlı ünlü Christ Koleji’ne kaydetti.
1831-  Ocak ayında Darwin birinci dönem yüksek okul diploması  aldı. 178 kişi içinde 10. oldu.
27 Aralık’ta Beagle adlı gemiyle İngiltere’den ayrıldı.
1835-  15 Ocak günü, Şili’de bir volkanik püskürmeyi uzaktan gözlemledi. 20 Şubat’ta bir depreme tanık oldu.
1836-  Beagle 2 Ekim’de İngiltere’ye geri döndü; Darwin Londra’ya yerleşti.
1837-  Victoria İngiltere Kraliçesi oldu. 23 Mart’ta Darwin hayatında ilk kez bir orangutan gördü. “Türlerin dönüşümü” ile ilgili ilk not defterini oluşturmaya başladı.
1839-  29 Ocak’ta, Charles Darwin kuzeni Emma Wegwood’la evlendi. Aralık ayında ilk çocukları William dünyaya geldi. Darwin daha sonra en iyi arkadaşı olacak botanikçi Joseph Hooker’la tanıştı.
1841-  2 Mart’ta Darwinler'in büyük kızı Annie dünyaya geldi.
1842-  Darwin ailesi Kent Bölgesi’ndeki Down House’a taşındı. Charles bu evi neredeyse yaşamının sonuna kadar terk etmedi.
1847-  Deniz kabukluları üzerine sekiz yıl sürecek monografisine başladı.
1848-  13 Kasım’da babasının ölmesiyle Charles’a hatırı sayılır bir miras kaldı. Artık kendisini kaygısızca çalışmalarına adayarak ailesinin geçimini sağlayabilecek hale geldi.
1851-  22 Nisan’da çok sevdiği kızı Annie öldü.
1853-  31 Aralık’ta, Londra yakınlarında, paleontologlar doğal büyüklükte bir dinazorun ilk maketinin içinde kutlama yemeği düzenlediler.
1856-  Polemiklere yol açan Neandertal adamın kemikleri Almanya’da ilk defa bulundu.
1857-  Darwin kendisini biyolog olarak ünlendiren Royal Society madalyasını aldı.
1858-  En küçük oğlu Charles Waring öldü. Arkadaşları Darwin ve Wallace’ın teorilerinin Linneaus Cemiyeti'nde (Société linnéenne) bir okumasını yaptılar.
1859-  24 Kasım’da yayımlanan Türlerin Kökeni aynı gün 1250 adet satıldı.
1860-  Thomas Huxley, Darwin’in fikirlerini Oxford Piskoposu “Yağcı Sam’e” karşı savunur, tartışma boyunca efsanevi sözlü yumruk dövüşü yaşanır.
1862-  Orkidelerin Böceklerle Döllenmesi ve Melezlemenin Olumlu Sonuçlarıadlı kitabı yayımlandı.
1865-   Tırmanıcı Bitkilerin Hareketleri ve Alışkanlıkları adlı eserini yayımladı.
1868- Evcil Hayvan ve Bitkilerin Çeşitliliği yayımlandı.
Atamız Cro Magnon kabilesinin kalıntıları Dordogne’da bulundu.
1869-  Biyolog Friedrich Miescher hücrenin daha sonraları DNA olarak adlandırılacak parçasını ayırdı.
1871-   İnsanın Türeyişi ve Cinsiyete Mahsus Seçilim yayımlandı.
1872- Modern etolojinin temellerinin atıldığı İnsanlarda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi adlı kitap yayımlandı.
1875-  Böcekçil Bitkiler adlı kitap yayımlandı.
1879-   Altamira’da duvarlarına resimler çizilmiş mağaralar bulundu.
1880- Bitkilerde Hareketin Gücü yayımlandı.
1881- Solucanların Davranışları ve Bitki Toprağının Oluşumuna Katkıları yayımlandı.
1882- Charles Darwin 19 Nisan’da Down House’daki evinde eşi Emma’ya “Ölmekten korkmuyorum” diye fısıldadıktan sonra öldü. Londra’da Westminster Manastırı’nda Isaac Newton’un mezarı yakınlarında toprağa verildi.
Aynı yıl Walter Flemming kromozomları keşfetti.
Darwin’den sonra
1900-  Birçok bilim adamı Mendel’in kalıtım üzerine çalışmalarını yeniden keşfetti.
1902- Theodor Boveri ve Walter Sutton kalıtımın birliğinin kromozomlarda bulunduğunu ileri sürdü.
1925-  Dayton’da (Tennessee), evrim teorisini anlatan bir öğretmene karşı Tennesse Kanunlarına göre ilk “maymun davası” açıldı. Yüz dolarlık cezaya mahkûm edilse de, suçlamanın gülünçlüğü nedeniyle kanun uygulanmadı.
1940-  Lascaux Mağaraları bulundu. 1940’lı yıllarda modern sentez adı verilen evrimin kuramının ya da Neo-Darwinizm’in temelleri atıldı.
1944-  Moleküler biyolog Oswald Avery DNA’yı kromozomların yapıtaşı ve kalıtımın dayanağı olarak tanımladı.
1959- Mary ve Louis Leakey ilk Australopithecus kalıntısını buldular.
1962-  Crick, Watson ve Wilkins DNA’nın çift sarmalını keşfettikleri için Nobel Tıp Ödülünü aldılar. Onlara yol gösteren Rosalind Franklin’in adı bile anılmadı.
1964-  Primatolog Jane Goodal şempanzelerin alet kullanabildiklerini dünyaya duyurdu.
1968-  Amerika Birleşik Devletleri’nde evrim teorisinin öğretilmesini yasaklayan kanun Yüksek Mahkeme kararıyla yürürlükten kaldırıldı.
1974- Lucy adı verilen Australopithecus’un fosil kalıntıları bulundu.
1982-  Little Rock’ta (Arkansas’ta) ikinci “maymun davası” başladı. Yaratılışçılar reddedildi.
1990-  İnsan genomu taraması (genetik şifremizin tamamının belirtilmesi) başlandı.
2000-  Drosophila sineğinin gen haritası yayımlandı.
2003- İnsan genomunun taranması sona erdi. Homo floresiensis keşfedildi.
2005-  Dover’da (Pensilvanya’da) üçüncü “maymun davası” görüldü. Federal Mahkeme kamu kuruluşlarında “akıllı tasarımla” ilgili bildirileri yasakladı.
2007-  Türkiye’de yayımlanan Yaratılış Atlası Avrupa’nın birçok ülkesindeki eğitim kuruluşlarına yollandı. Yazarlarının hedef gösterdiği düşmanlar Darwin ve Darwincilerdi.
2007- 42 yaşındaki dişi maymun Washoe öldü. İşaret dilini öğrenen ilk maymun oydu. Bildiği 250 kelimeyi kısmen evlat edindiği oğlu Loulis’ye aktarıyordu. Günümüzde başka hayvanlar binlerce işaret bilmektedir.
2009-   Doğumunun iki yüzüncü yıldönümünde Charles Darwin ve teorisi hem bilimsel hem felsefi ve teolojik tartışmaların kalbinde yer alırken önemini de korumaya devam etti.



[1] Daniel Dennett, Darwin’in Tehlikeli Fikri, Alfa Bilim, 2013.
[2]Zafer Toprak, Darwin’den Dersim'e Cumhuriyet ve Antropoloji, Doğan Kitap, 2012, s. 312 ve 233.

[3] Prof. Dr. Haluk Ertan’ın Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji ekinde (9 Şubat 2007, 1038/21) yayımlanan “Türkleri kim daha çok seviyor!” başlıklı yazısından alıntı içerir.
[4] Whigler, 18-19. yüzyıllarda, hem bugünkü İngiliz Muhafazakar Parti’nin atası olan Toriler’e karşı muhalefet eden parti üyelerine hem de Amerika’da İngiliz sömürgeciliğine karşı savaşan siyasetçilere verilen isim.
* Kaynak: Marc Giraud, Darwin Evrim Teorisi, Alfa Bilim Dizisi, 2012

Hiç yorum yok