ÇOCUKLARIMIZI NE KADAR TANIYORUZ?




Yaşam koçu denilince aklınıza ne gelir? Bakın Ralp Waldo Emerson konuyla ilgili ne diyor, “Bir yaşam koçu, bize yapabileceklerimizi yaptıran kişidir.” İşin özeti de bu aslında.

Blogu açarken öylesine bir şeyler yazıp çizmek ya da takdir görmek amacı gütmedim ben. Birilerinin hayatına ufacık dokunabilmek, faydalı olmak istedim. Başarıyorum da görüyorum, duyuyorum ve çok mutlu oluyorum. Çıktığım bu güzel yolda tabi ki desteğe ihtiyacım var, özellikle uzman desteğine. Bu sebeple ilk önce bir yaşam koçu desteğiyle başlamaya karar verdim.




Bir yaşam koçu seçerken kendinize bence ilk önce enerjisinin iyi olmasına dikkat etmelisiniz. Pınarcığım'ın o kadar güzel bir enerjisi var ki, konuşurken heyecanlanıyor insan daha fazla bilgi alabilmek için. Güler yüzü ve naif ses tonuyla insanın Pınar’ı dinledikçe dinleyesi geliyor.
               
Size faydalı olabilmek adına Pınar ile birlikte sohbetlerimizden videolar paylaşmaya karar verdik. Bu ilk olduğu için ben biraz heyecanlandımJ Heyecanlandığım için başta kendime çok kızdım ama sonra düşündüm de iyi ki heyecanlanmışım, demek ki yaptığım işi ciddiye almışım, inşallah hep heyecanla, ciddiyetle karşınızda olurum.

                Çocuklarımızı ne kadar tanıyoruz? Hadi gelin Pınar’a soralım J

·         Çocuklarını aslında her anne baba tanır. Kimse tanımıyorum diyemez ama onların düşünsel zekaları hangi alanlarda daha ağır basar, o şekilde tanımakta zorlanırız. Örneğin hangi yemeği sever, saat kaçta uyur, en sevmediği şey nedir, en sevdiği renge varıncaya kadar bunları farkındayızdır. Çocukların bakış açısı normal şartlarda bir yetişkine göre çok daha farklıdır. Onların oyun dünyası, hayal ürünleri var. Onların kullandığı kelimelerden onların hangi düşünsel gruba girdiğini gözlemleyebiliriz. Temsil sistemler denilen bir grup vardır. Bu sistemde beş duyu organımız söz konusudur. Aslında dünyaya geldiklerinde koku ve tat almayla annelerini tanıyan bebekleri düşünün, sonrasında görsel, işitsel zekasının geliştiğini fark edersiniz. Koku ve tat alma belli bir yaştan sonra oturur. Ne yemek istediğini bilir, kokuları ayırt eder ve belirli zaman sonra bunlar aşılır ve yoğunluk görsel, işitsel ve dokunsal zekayı kullanmaya gelir.  Görsel çocuklar her şeyi görerek öğrenmeyi severler. Bu çocukları tiyatroya götürün, filme götürün, bir çıktı alın önüne koyun yorumlamasını isteyin. Bu şekilde daha hızlı öğrenirler. Dokunsal çocuklar hareketli bir gruptur. Dağınıklıktan hoşlanır. Kızmayın çocuklara dokunsal zeka ağır basar ve o şekilde daha iyi öğrenirlerJ İşitsel çocuklar, duyarak öğrenir ve göz teması kurmayı sevmezler.

·         Göktuğ işitsel sanırım Pınar’cığım. Göktuğ’a bir şeyler anlatırken, sürekli başka işlerle ilgilenir ama sonra o anlattığım şeyi, birkaç hafta sonra duyarım ben ondan. Bunu fark ettikten sonra Göktuğ’u bana bakarak, durup dinlemesini istemedim, çünkü biliyordum ki beni çok iyi duyuyorJ Sadece kızarken gözümün içine bakmasını istiyorum. Tabii ki Göktuğ’ da aynı şekilde benden talep ediyor. Kızıyorum, gözümün içine bak anne lütfenJ

·         İşitsel grup ahenkli konuşmayı sever, ritmik konuşur. Müzik dinlerken ders çalışabilir ve daha iyi anlarlar. Anneler ders çalışırken müzik dinlememesi gerekir değil mi hocam diye sorularla geliyorlar çoğu zaman . Hayır dinleyebilir ama her çocuk değil. Kimi çocuk işitsel yönü ağırdır ve müzik dinlerken daha rahat anlar okuduğunu. Bunu sözlü müzikle de başarırlar. Görsel ve işitsel zeka buna uygundur. Çocuğun bir şey öğrenmesi için tekerlemeyle, şarkılarla öğretebilirsiniz. İngilizce öğrenirken alfabeyi nasıl öğrendiğimiz en güzel örneklerden birisidir.


Yaşam koçumuz Pınar ile sohbetimizi youtube aracılığı ile seyretmek isterseniz, buraya tıklamanız yeterli.  Farklı konularla da uzman sohbetlerimize devam edeceğiz. 







Hiç yorum yok