TUTSAK YALNIZLIĞIMIZ- Binbir çeşit rengi sırf güzelliklerini görmekten korktuğumuz için derin çukurlara atıp sonsuz bir RENKSİZLİĞE hapsediyoruz. CAHİDE GÜNAY



Tutsak Yalnızlığımız...

Yazar - Cahide Günay




“Binbir çeşit rengi sırf güzelliklerini görmekten korktuğumuz için derin çukurlara atıp sonsuz bir RENKSİZLİĞE hapsediyoruz”...


Sana tutsak olmuştuk yalnızlık, ne kadar medet umar olmuşuz senden; ne kadar saklanır olmuşuz boş kimliklerimizin, ünvanlarımızın ardına, ne kadar çok unutmuşuz etten, kemikten kandan oluştuğumuzu insan olduğumuzu... Ne kadar anlamsız bir canavar, bir yanardağ haline getirmişsin bizi... Biz mi çağırdık, ya da sen öylesine gelmek mi istedin?

Her gün bir tufan gibi sürükleniyoruz DALGALAR misali işlerimize ve okullarımıza... Sabah olduğunu bile anlamadan otomatik bir şekilde dolaplarımıza yaklaşıyoruz, belki kimimiz her gün aynı şeyleri üzerimize geçiriyoruz, banyo, mutfak ve en sonunda ayaklarımıza geçirilen ayakkabı denilen şeyle akın akın bir yerlere akıyoruz, koşuyoruz... Kapılardan giriyoruz, kapılardan geçiyoruz, sandalyelere, ve koltuklara çöküyoruz, bilgisayarın tuşlarına vuruyoruz. Hatta kimilerinin bilgisayarlarının karşısında iş gereği aynalar var konuşurlarken, karşılarında telefondaki sese daha iyi yanıt versinler diye ... Fakat hepimiz yanlız, hepimiz yorgun, fakat hepimiz hayalsiz ve düşsüz... Derken evler, derken yataklar, derken dolap girer yine devreye... Derken zaman ilerler, derken mumlar söner, derken aklar düşer, derken diyecek bir şey kalmaz öylece... Tek sözü yine yalnızlık söyler bize... Ne kadar gariptir değil mi? Kağıt parçalarının esiri olmuşuz, uyuşturucu gibi bırakın kanımızı, hücrelerimize nüfuz etmiş... O zehir için kan döküyoruz. Kan kusuyoruz, kardeş kardeşi öldürüyoruz, günlerimizi ibadet edercesine ona sunuyoruz... Hayatlarımızı koltuklara, kağıtlara, elbiselere, arabalara, evlere, taşa, toprağa adıyoruz... Her gün biraz daha yol alıyoruz yalnızlıklardan... Mutsuzlaşıyoruz, kendimizi unutuyoruz. Oysa yaşayacak bir dünya var dışarıda öyle değil mi?, biz mevkilere kartlara, kartvizitlere hapis oluyoruz. Çığ olup katlanıyoruz, çığ olup, yuvarlanıyoruz, dalga dalga, buram buram yalnızlık kokuyoruz. CANAVARLAŞIYORUZ.

Lüks odalarda, geniş koltuklarda oturup, yeni kurbanlar seçip, yeni yalnızlar kafilesi için planlar programlar yapıyor ve hazırlıyoruz. Diş biliyoruz, ateş püskürüyoruz, hayatları vahasız çöllere dönüştürüyoruz. Şansı ve şeytanlıklarını kullanarak zirveye oturanlara yetiştiriyoruz. Şanslı ve şeytanlıklarını kullanarak zirveye oturanlara mevki etiketleri yapıştırıyoruz, diğerlerini cehennem karanlığında yeteneklerini öldürmek için kendilerine hapsediyoruz. Binbir çeşit rengi sırf güzelliklerini görmekten korktuğumuz için derin çukurlara atıp sonsuz bir RENKSİZLİĞE hapsediyoruz. Sevgiyle kalın...


Hayat Bana Bir Kahve Ismarla Kitabından  2003



Hiç yorum yok