KADIN…

Kadının varlığı yargılanmak için yeterlidir. Oturması kalkması, kıyafet tarzı, konuşması, kahkahası, dostluk derecesi, gençliği, anneliği hemen her hali yoruma açık hale getirildi ne yazık ki.

Bir de çalışan anne ve ev hanımı anne diye bir ayrım var. Ayrım yapılmaması gereken annelik bile bu noktada farklı tanımlara girmiş durumda.

Ev hanımı olan anneden beklenti hep en iyisidir. Evde olduğu için yemeğin en iyisini yapmak zorundadır, çocuğuna kusursuz bakmalıdır, evi tertemiz olmalıdır, eşi için yapabileceği ne varsa canını dişine takmalıdır. Hizmetin her noktasında kusursuzluk beklenir.  Gün yetmez ki işler bitsin.   

Çalışan kadın, çalışan anne olmak insana kendini zinde hissettirirJ Bu da bizim züğürt tesellisi dediğimiz cinsten olanı. Sürekli düşünmek, sürekli üretmek, sürekli çalışmak durumundadır. İş yerinde işini düzgün yapmak durumunda, evde çocuğuyla, eşiyle, evinin temizliğiyle, market alışverişiyle ilgilenir. Gün 24 saat olunca tabi bunların hepsi 1 güne sığmayacağı için hep bir yer eksikmiş gibi hisseder ve programlanmaya çalışır.

Ben işten eve giderken gözümün önünde yatak yorgan uçuyor ama ne fayda ancak seyretmekle kalıyorum. Evin kapısında kendimi şarja takıyorum ve eve öyle giriyorum. Her işi bir kenar bırakın, gözlerinizin içine bakan bir yavrunuz varsa evde zaten kendinizi iyi hissetmek zorundasınızdır. Bir anne çocuğu için yaşarmış ve bunu da bir Allah bir kendileri bilirmiş. Anne olunca öğrendim…

Ev hanımı olan anneyle çalışan annenin eşinin yapısı da hemen hemen aynıdır J

Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman içinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.


NAZIM HİKMET

Hiç yorum yok