İlk Karşılaşma

Göktuğ Bey ile İlk Karşılaşma

02.08.2013 Cuma günü benim hayatımın en anlamlı günüdür. Miladımdır benim…

Aylardır beklediğim özlemin sona ermesine çok az kalmıştı. Doğumhane çalışanları o kadar eğlenceli, o kadar tatlı insanlardı ki bir an bile huzursuz olmadım. Bir yandan doğum hazırlığı yapılıyor, bir yandan güzel bir müzik çalıyordu. O sırada doktor geldi: “Değiştirin şu müziği, hareketli bir şeyler açın” dedi. Bir baktım oyun havası tarzı bir şey açıldı. Hemşireler, doktor son derece eğlenerek işlerini yapıyordu. Sonra bir ağlama sesi, hemşireler sanki kendi çocuğu olmuş gibi bir sevinç çığlığı attı. “Doktor bu ne yaa sapsarı bu çirkin” dedi. Daha bana göstermeden o haliyle sevdiler, fotoğraflarını çektiler ve yukarıdan bana gösterdiler. Beni görünce çişini yapası geldi paşanınJ Sonra hemşire ablaları bir güzel giydirip tekrar yanıma getirdiler. Güzel bir kokladım oğlumu. Çok garip bir duyguydu. O an başkası oldum sanki aniden bana annelik diye bir takım elbise vardı ve hoopp diye giydirmişlerdi onu. Allah öyle değişik, öyle büyük bir kuvvet verdi ki o sırada bana, doğumhaneden farklı bir Tuğçe çıkıyordu.
Hayat çok garipmiş cidden.  38 haftalık heyecanımın, merakımın sonucunu ilk başta hayal kırıklığıyla aldım ben. Doğumdan servise çıktığımda çocuğumu bulacağımı umuyordum ama kucağımda fotoğraf makinesi, içinde oğlumun fotoğraflarıyla çıktım ben servise. Isıtmaya götürdüklerini söylemişti tatlı bir hemşire. Saf saf inanmıştım. Çocuk doktoru gelip gerçeği dan diye yüzüme vurunca uyandım. “Solunum sıkıntısı çekiyor, büyük risk altında, sabırla bekleyeceğiz, tedavi edeceğiz. Şu an yoğun bakımda” dedi.  Allah öyle bir güç verdi ki bana, dayanamam dediğim, katlanamam dediğim herşeye dayandım. Allah kimsenin kucağını boş bırakmasın. 7 gün yoğun bakımda geçti. Hani şu loğusalık denilen, yeni doğum yapanın bin bir naz yaptığı dönem var ya, hah işte o dönemde ben 3 saatte bir oğlumu görmek için yoğun bakım kapısında bekledim, küvezin başında ayakta hem ağladım, hem dua ettim. En büyük gücü küvezin bir penceresinden elimi uzattığımda minicik parmaklarının arasında sımsıkı tutan oğlumdan aldım ben. Sanki bana iyi olacağım anne sen merak etme der gibi sıktı hep parmağımı. Sezeryanlı hemen kalkamaz derlerdi, öyle bir kalktım, öyle bir ayaklandım ki …  Ama o dönemde şunu hiç unutmadım. Hep çok severdim. Bu sefer ben bu cümlelerden ayrı bir güç aldım.

Allah der ki;
Kimi benden çok seversen onu senden alırım.
Ve ekler;
Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.
Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur,
Sabır taşar,
Canından saydığın yar bile bir gün el olur.
Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür.
Düşman kalkar dostun olur.
Öyle garip bir dünya,
Olmaz dediğin ne varsa olur.
Düşmem dersin düşersin.
Şaşmam dersin şaşarsın.
En garibi de budur ya;
Öldüm der durur yine de yaşarsın...

Mevlana Celaleddin Rumi

            7 gün yoğun bakım, 1 gün serviste kaldıktan sonra hayata tutundu benim kuzum. Ben ise Milattan önce ve sonra gibiydim artık. 10 yıl daha yaşlandı ruhum 1 hafta içinde.
Hayat siz planlar yaparken sizi öyle bir yere götürüyor ki, ne kadar boş işlerle uğraştığınızı fark ediyorsunuz.
Benim yoğun bakıma indiğim ilk gün, doğum yaptığım günün akşamıydı, yani bırakın yürümeyi ayakta zor duruyordum. Beni kapıdan içeriye hemşireden önce güler yüzlü bir kadın geldi götürdü. Bu kadının içeride ikizleri yatıyordu, 1 aydır yatıyormuş onlar ve bana o haliyle destek oldu, moral vermeye çalıştı. İnsanlık ölmemiş ya daha dedirtti bana.
Göktuğ yoğun bakımdayken ben gerçekten sabredebilmeyi, kendi canını unutup canından daha önemli birini beklemeyi, çocuğundan daha kötülerini görünce yoğun bakımdayken bile şükretmeyi , bu dünyada sağlıktan ötesinin yalan olduğunu ve daha bir çok duyguyu yaşayarak öğrendim.
Şu anda oğlum canavar gibi olsa da, ben nerede hasta bir çocuk görsem içim yanar hep kendi çocuğuma olmuş gibi.

Allah herkese sağlık sıhhat versin. 

Hiç yorum yok