Ahilik (Ahîlik)

Ahilik (Ahîlik)

Selçuklularda ve Osmanlılarda dinî ve millî birliğin muhafazasında, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gören sosyal bir teşkilat. Arapça “kardeşim” manâsına gelen ahî ile Türkçe “cömert, eli açık” manâsında olan “akı” kelimeleri ile yakınlık göstermekte ise de, hangisinden geldiği belli değildir. Her iki kelimeden de gelmesi ihtimal dâhilindedir. Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu’da yaşayan Türklerin, esnaf ve sanatkârlarının birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden, sosyo-ekonomik bir Türk kurumudur.Zamanla esnaf ve sanatkârlar birliğine unvan olarak verilmiştir.

1050’lerden  itibaren Anadolu’ya girmeye başlayan Müslüman Türkler (Selçuklular), Türkistan’da ticaret ve sanayi merkezlerinde yaygın fütüvvet ilkelerini de beraberlerinde getirdiler. Bu ilkeler arasında bilhassa; Müslüman kardeşinin işini görmek, onun yardımında bulunmak, hatâ ve kusurlarını affedip, husumet ve düşmanlık beslememek, ayıp ve kusurlarını örtmek, kendisini başkasından üstün görmemek, musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek, başta gelmektedir.

Ahiler, içtimaî hayattaki bu hizmetleri yanında ihtiyaç halinde gazalara ve memleket savunmasına da katıldılar. Anadolu’ya yaklaşan Moğol tehlikesine karşı tedbir aldılar. Moğolların önlerinden kaçıp gelenlere kucak açarak, Anadolu insanını, Moğollara karşı gaza aşkı ile doldurarak; cihad yolunda kimseler olarak yetiştirmeye çalıştılar ve bu insafsız düşman karşısında kahramanca mücadele ettiler.

Moğollar, 1243 yılında Kayseri’ye gelip, şehri ele geçirince, binlerce ahiyi şehit ettiler. Anadolu’nun karışıklıklar içerisinde olduğu bu sırada, Ahi Evren’i de Kırşehir’de öldürdüler. Kısaca “sulhta muallim, muharebede asker” olan Ahiler vatanın savunmasında daüstün rol oynadılar.

Bu sırada Söğüt civarında gelişmekte olan Osmanlı Beyliğinin emrine koşan ahilerin bir kısmı, uçlara yerleşip zaviyeler kurdular. Doğudan Söğüt’e gelen Türkmenlerin erkeklerini, ahi erkekleri, kadınlarını da Fatıma Bacının yetiştirdiği “Bacıyan grubu” terbiye etti. Böylece, üç kıtada altı asır at koşturacak olan, istikbaldeki Osmanlı neslinin temelini attılar.

Bu esnada itibarlı bir ahi olan Şeyh Edebali, Osman Gazi ile yakın münasebetler kurup, kızını ona verdi. Orhan Gazi ve Murad-ı Hüdavendigâr, ahilerden olup, vezirleri Alâeddin ve Çandarlı Kara Halil de ahi idiler. Böylece ahilerden bir kısmı âlim, kadı olarak ilim sahasında, bir kısmı vali ve komutan olarak idarî ve askerî alanda, bir kısmı da ticaret ve sanat alanında hizmet vermeye başladılar.
Osmanlı bu desteklerle birlikte kısa zamanda büyük bir devlet olmaya başladı.

Ahilerin idare heyeti, her sanat kolunda, kendi azaları arasından seçilmiş beş kişiden meydana geliyordu. Kendilerine, kadı tarafından, seçimden sonra resmi vesika, icazet verilip, icraatları ve neticeleri büyük meclise bildirilirdi. Birlik idare heyeti, her ay üç gün toplanırdı. İdare heyeti, birliğin hazinesi mahiyetinde olan orta sandığını idare ederdi.

Ahilerin yönetmeliğine göre, ahinin üç şeyi açık olmalıydı: Eli, kapısı, sofrası açık olmalıydı.

Üç şeyi de bağlı olmalıydı:Gözü, dili, beli bağlı olmalıydı.

Ahilik mensuplarının, takdir edilmelerinin yanında cezalandırıldıkları da olurdu. Fütüvvet namelerde, şu on sekiz şeyin, ahiyi ahilikten çıkarma sebebi olduğu, ayrıca Cehennemlik yapacağı yazılıdır:

1) Şarap içmek,
2) Zina yapmak,
3) Livata yapmak,
4) Dedikodu ve iftira etmek,
5) Münafıklık etmek
6) Gururlanıp kibirlenmek,
7) Sert ve merhametsiz olmak,
8) Hased etmek, kıskanmak,
9) Kin tutmak, affetmemek,
10) Sözünde durmamak,
11) Kadınlara şehvetle bakmak,
12) Yalan söylemek,
13) Hıyanet etmek,
14) Emanete riayet etmemek,
15) İnsanların aybını örtmeyip, açığa vurmak,
16) Cimrilik etmek,
17) Koğuculuk ve gıybet etmek,
18) Hırsızlık etmek.

Yine ahi yönetmeliği olan fütüvvet namelere göre; ahi,
Helalinden kazanmalıdır.
Hepsinin bir sanatı olmalıdır.
Yoksul ve düşkünlere yardım etmeli,
Cömert olmalıdır.
Âlimleri sevmeli, hoş tutmalıdır.
Fakirleri sevmeli, alçak gönüllü olmalıdır.
Temiz, iyi kimselerle sohbet etmeli,
Namazını kazaya bırakmamalı,
Haya sahibi olmalı,
Nefsine hakim olmalı,
Dünyaya düşkün olanlarla düşüp kalkmamalıdır.

Bunlar, asırlarca Osmanlı insanının ahlâkının temel taşı olan hasletler hâline geldi.
Osmanlı Devletinin bünyesinde, bu hizmetleri hakkıyla yapmış, sanat ve ticaret hayatını Osmanlının maddi ve manevi yapısına göre düzenlemiş olan ahilik teşkilatı, diğer kıymetli müesseseler gibi, bilhassa İngilizlerin desteklediği Mustafa Reşit Paşa’nın hazırladığı Tanzimat Fermanı’ndan sonra, büyük bir sarsıntı geçirmiş ve eski işlevini kaybetmiştir.

Hiç yorum yok