Her Şeyin Anlamı: Yurttaş Bilim Adamının Düşünceleri; Richard P. Feynman (Alfa Bilim - 119)



Her Şeyin Anlamı
Yurttaş Bilim Adamının Düşünceleri
Richard P. Feynman

çev: Osman Çeviktay


Richard P. Feynman, Nisan 1963’de Seattle’da Washington Üniversitesi’nde verdiği üç konuşmada bir fizikçi olarak değil çeşitli sorunlarla ilgilenen bir yurttaş olarak konuştu. Dine, politikaya ve günün sosyal konularına ilişkin benzersiz görüşlerini açıkladı. Bu konuşmalar “Her Şeyin Anlamı” başlığı altında yayımlandı. Bu kitapta Feynman, başkasının zihnindekini anlama, olasılık yasaları, istatistik, Hristiyan Bilimi, duanın iyileşme üzerindeki şüpheli etkisi ve insanlar arasındaki ilişkiler üzerinde duruyor. Feynman basit mühendislik projelerinin yoksulluk belası üzerindeki çarpıcı etkilerini, yaratıcılığın bilimdeki yaşamsal rolünü, bilim ve din arasındaki çelişkileri, bilimsel gerçeğe ulaşmada şüphenin ve kesinsizliğin işlevini ve dürüst politikacıların niçin asla başarılı olamadıklarını, açıklarken yurttaş kimliği önde olan bir bilim adamı olarak konuşmaktadır.
Richard P. Feynman’ın 20. yy fiziğine katkıları yeterince değerlendirildi. Fakat onun insani ve duyarlı yanı şimdiye kadar bilinmeden kaldı. Bu önemli konuşmalar işte asıl Feynman’ı ilk kez açığa çıkarıyor: Düşündüren, eğlendiren ve her zaman aydınlatan Feynman’ı.

 “Harika bir konu! Feynman çok kapsamlı ve derin sorunları, basit düşünceler ve anekdotlarla ortaya serme hünerini göstermiş. Bütün dünya, bölgesine açık anlaşılır düşüncelerden çok şey öğrenecek.”
–Paul Davies Tanrı ve Yeni Fizik’in yazarı


“Richard Feynman’ın bu yeni konferansları gerçekten olağan üstüdür. Feynman’ın bilimsel dünya konusundaki derin kavrayışını, dine, soğuk savaşa ve politikaya, kendi alışılmış açıklığı ve eşsiz tarzıyla uygulayışını işitmek gerçekten şaşırtıcıdır. Feynman dikkatini günlük yaşama çevirdiğinde, yalana ve sahtekârlığa karşı açık bir tavır alıyor. Bu kitap, hiç kuşku yok ki, temel Feynman koleksiyonunun önemli bir bölümü olacak.”
–Tony Hey Einstein’s Mirror’ın ortak yazarı


İÇİNDEKİLER

Bilimin Belirsizliği
Değerlerin Belirsizliği
Şu Gayri Bilimsel Çağ


kitaptan.....

I 
Bilimin Belirsizliği
Konuşmama doğrudan Bay John Danz’ın özellikle bahsetmemi istediği bir konudan, bilimin insanoğlunun diğer alanlar hakkındaki görüşleri üzerindeki etkisinden başlamak istiyorum.  Bu konuşmaların ilkinde bilimin doğasından bahsederek, özellikle şüphe ile belirsizliğin varlığını vurgulayacağım. İkinci konuşmada, bilimsel görüşlerin, özellikle devletler arasındaki düşmanlık ve dinsel problemler olmak üzere, politik sorunlar üzerindeki etkisini tartışacağım. Üçüncü konuşmadaysa toplumun bana nasıl göründüğünü –toplumun bir bilim insanına nasıl göründüğünü de diyebilirdim, ama sadece bana nasıl göründüğünü– tarif edecek ve gelecekteki bilimsel keşiflerin ne tür toplumsal problemler yaratabileceğini betimlemeye çalışacağım.
Din ve politika hakkında ne mi biliyorum? Burada fizik bölümlerinden ve diğer yerlerden birkaç arkadaş gülerek bana “Gelip ne söyleyeceğini dinlemek isterim. Senin böyle şeylerle çok ilgili olduğunu bilmiyordum” dediler. Kuşkusuz böyle söyleyerek, bu konularla ilgileniyor olmama karşın, onlar hakkında konuşma yapmaya cesaret edemeyeceğimi ima ediyorlardı.

Bir alanın bir başka alandaki fikirlere olan etkisi hakkında konuşurken kişi her zaman kendini gülünç duruma düşürebilir. Her konuda uzmanlaştığımız şu günlerde iki bilim alanında birden derin bilgisi olup da kendisini alanların ikisinde de gülünç duruma düşürmeyecek pek az insan var.
Aktarmak isteyeceğim fikirler hep eski fikirler. Bu akşam söyleyeceğim hiç bir şey yok ki muhtemelen on yedinci yüzyıl filozofları tarafından söylenmemiş olsun. Peki, bunları tekrar etmenin ne anlamı var? Çünkü sürekli yeni nesiller doğuyor. Çünkü insanlık tarihi boyunca önemli fikirler ortaya atılmakta ve kuşaktan kuşağa bilinçli ve net bir şekilde aktarılmadıkça bu fikirlerin sürme şansları yok.

Birçok eski fikir artık o kadar yaygın hale geldi ki bunlar hakkında tekrar konuşup açıklama yapmak gerekmiyor. Ancak bilimin gelişmesi konusuyla ilgili fikirler, etrafıma bakarak gördüğüm kadarıyla, herkesin farkında olduğu fikirler değil. Çok sayıda insanın bunların farkında olduğu doğrudur. Üniversitelerde özellikle büyük çoğunluk bunların farkındadır ve belki de bu yüzden benim için uygun bir dinleyici kitlesi değilsiniz. 
Bir alandaki düşüncelerin başka alanlardaki düşünceler üzerindeki etkisi hakkında konuşmanın bu güçlüğü içinde, ben bildiğim yerden başlayacağım. Bilime hâkimim. Bilimin fikir ve yöntemlerini, bilgiye yönelik yaklaşımlarını, ilerleyişinin kaynaklarını ve zihinsel disiplinini biliyorum. Bu nedenle, bu ilk konuşmamda, bilgisine hâkim olduğum bilimden bahsedeceğim ve gülünç gelebilecek açıklamalarımı, dinleyicilerin mutlaka daha az olacağı sonraki iki konuşmama bırakacağım.
Bilim nedir? Bu terim genellikle üç şeyden birini veya hepsinin bir karışımını ifade eder. Kesin olmak zorunda değiliz (Kesin olmak her zaman iyi bir fikir değildir). Bilim bazen bir şeyleri keşfetmenin özel bir yöntemi demektir. Bazen de keşfedilen şeylerden elde edilen bilginin kendisi anlamına gelir.  Bunun yanı sıra bilim, yeni bir şey keşfettiğinizde yapabileceğiniz yeni şeyler ya da yeni şeylerin mevcudiyet kazanması demektir. Bu son alana genellikle teknoloji deriz. Ama Time dergisinin bilim bölümüne bakarsanız, bilimin yüzde 50 oranında bulunan yeni şeyleri ve yüzde 50 oranında da yapılabilen ve yapılmakta olan yeni şeyleri kapsadığını görürsünüz. Bu nedenle bilimin yaygın tanımı kısmen teknoloji anlamına da gelir.
Bilimin bu üç yönünü sondan başlayarak ele almak istiyorum. Önce yapabileceğiniz yeni şeylerle, yani teknolojiyle başlayacağım. Bilimin en belirgin özeliği, uygulanışı yani bilim sayesinde kişinin bir şeyler yapabilme gücüne sahip olmasıdır.  Bu gücün sahip olduğu etkiden bahsetmemize gerek yoktur. Bilimin gelişimi olmasaydı sanayi devrimi neredeyse mümkün olmazdı. Günümüzün bu büyük nüfusu için yeterli miktarda gıda üretimi, hastalıkların denetim altına alınması (tam kapasite üretim için köleliğe gerek kalmadan insanların özgür olabilmesi bile) hep bilimsel üretim araçlarının gelişmesinin sonuçlarıdır.
Gelgelelim bu şeyleri yapma gücü, iyi ya da kötü amaçla kullanılmasına dair bir kullanım talimatına sahip değildir. Bu gücün üretimi ne iyi ne de kötüdür, bu tamamen gücün nasıl kullanıldığına bağlıdır. Üretimin iyileşmesi hoşumuza gidiyor ama otomasyonla ilgili sorunlarımız var. Tıbbın gelişmesi bizi memnun ediyor fakat bu sefer de artan doğum oranlarından, ortadan kaldırdığımız hastalıklardan kimsenin ölmemesinden kaygı duymaya başlıyoruz. Ya da, bakteriler hakkındaki aynı bilgileri kullanarak gizli laboratuvarlarda tedavisi imkânsız hastalıklara yol açacak yeni bakteriler geliştirmeye çalışıyoruz. Havayolu taşımacılığının gelişiminden memnunuz ve harika uçakların yapılmasını takdir ediyoruz ancak aynı zamanda hava savaşlarının dehşetinin de farkındayız. Uluslar arasındaki iletişim olanakları bizleri sevindiriyor ama ardından kolaylıkla izlenebileceğimizi düşünerek endişeye kapılıyoruz Artık uzaya gidilebileceği fikri bize heyecan verirken, burada da şüphesiz bir zorluk yaşayacağımıza eminiz. Tüm bu dengesizliklerin en meşhuru da nükleer enerjinin geliştirilmesi ve bunun bariz sorunlarıdır. 
Bilimin bir değeri var mı?
Bence bir şeyler yapabilme gücü değerlidir. Sonucun iyi mi kötü mü olacağı, nasıl kullanıldığına bağlı olsa da, gücün kendisi bir değerdir.
Hawaii’de beni bir keresinde bir Budist tapınağına götürdüler. Tapınakta bir adam, “size asla unutmayacağınız bir şey söyleyeceğim”, dedi ve ekledi, “Her insana cennetin kapılarını açan anahtar verilir. Aynı anahtar cehennemin kapılarını da açar.”
Bu bilimde de böyledir. Bir bakıma o cennetin kapılarını açan bir anahtardır, ancak aynı anahtar cehennemin kapısını da açar ve hangi kapının nereye çıktığı konusunda bir talimatnamemiz yoktur. Anahtarı atacak ve cennetin kapılarını açmak için bir yol bulma imkânını ebediyen kaybedecek miyiz? Yoksa anahtarı kullanmanın en iyi yolunu bulma problemini çözmeye mi çalışacağız? Bu elbette çok ciddi bir sorundur fakat sanıyorum ki, cennetin kapılarını açacak olan anahtarın değerini inkâr edemeyiz.

            Toplum ile bilim arasındaki ilişkilerde en büyük sorunlar yine bu alanda yatar. ........

Hiç yorum yok