Beynin Yaşamları: İnsan Beyninin ve Zihninin Evrimi; John S. Allen (Alfa Bilim- 93)
İnsan Beyninin ve Zihninin Evrimi
Çev: Devin Keleş
İnsanlar beyinleri büyüdükçe daha zeki hâle geldiler. 2 milyon yıl kadar önce bazı insangiller bir şekilde kuyruksuz maymununkilerden daha büyük bir beyne sahip olacak şekilde evrimleşti ve son bir milyon yılda beynin boyutu modern insanda görülen boyuta ulaştı. Dil bu süre içinde bir yerde, muhtemelen son bir buçuk milyon yıl önce evrimleşti. Oysa modern insanı yansıtan maddi kültür yalnızca 100.000–200.000 yıl önceye dayanmaktadır. Farklı ayırıcı özelliklere sahip olsak da beyin ve ürettiği davranışlar bizi diğer kuyruksuz maymun ve primatlardan ayıran asıl şeylerdir. John S. Allen’ın anlatmak istediği öyküyse, su, yağ ve proteinden oluşan bu 1,3 kilogramlık organın, bir memeli türünü bugün yeryüzünde baskın olan hayvana nasıl dönüştürdüğü.
“[Allen] beynin evrimini daha gelişmiş, çok boyutlu biçimde düşünmeye başlamamız için bir bakış açısı ve temel sağlamıştır.”
–Asif A. Ghazanfar, Times Literary Supplement
“Harikulade cazip... Geniş kapsamı sayesinde alandaki uzmanlar bile kesinlikle yeni şeyler keşfedecektir.”
“Pinker’da okuduğunuz birçok şeyin panzehiri olacak.”
–Tyler Cowen, MarginalRevolution.com
BEYNİN YAŞAMLARI
İnsan Beyninin ve Zihninin Evrimi
JOHN S. ALLEN
Güney California Üniversitesi, Dornsife Bilişsel Sinirbilim Görüntüleme
Merkezi ile Beyin ve Yaratıcılık Kurumunda çalışan
bir nöro-antropologdur. Lisans ve doktora derecelerini California
Üniversitesinden alan John Allen, Japonya, Papua Yeni Gine,
Palau ve Yeni Zelanda’da şizofreninin evrimi ve psikofizyoloji
üzerine alan çalışmalarında bulunmuştur. 1998 yılından bu
yana, Hanna ve Antonio Damasio’nun başkanlığında yürütülen
bir bilişsel bilim grubunda nöro-anatomik çalışmalar yapmaktadır.
Beynin Yaşamları dışında popüler antropoloji konusunda da
eserler vermiştir: Biological Anthropology (Craig Stanford, Susan
Antón ve Pearson ile birlikte) ve Medical Anthropology (Andrea
Wiley ile birlikte). Son kitabı The Omnivorous Mind 2012 yılında
Harvard Üniversitesi Yayınlarınca basılmıştır.
İÇİNDEKİLER
TEŞEKKÜRLER, 9
BÖLÜM 1: GİRİŞ 11
BÖLÜM 2: KISACA İNSAN BEYNİ 17
Merkezi ve Periferal Sinir Sistemi 20
İnsan Beyni 25
Serebrum 30
Karşılaştırmalı Bakış Açıları 46
Beyin Haritalama Üzerine Bir Not 51
Sonuç: Organizmayı Anlamak 60
BÖLÜM 3: BEYNİN BOYUTU 61
İnsan Beyni ve Serebral Rubikon 62
Kafatası Kapasitesi 69
Fosil İnsangillerde Kafatası Kapasitesi 78
Ensefalizasyon Katsayıları 88
Büyük Beyin Doğurmak 95
Sonuç: Beynin Boyutu ve İnsan Evrimi 99
BÖLÜM 4: BEYNİN İŞLEVSEL EVRİMİ 106
Olfaktör Yumrular 109
İki Ayaklılığın Benimsenmesiyle İlgili Yeniden Örgütlenme 111
Limbik Yeniden Örgütlenme: Hipokampus, Amigdala ve
Anterior Singulat Girus 118
Frontal Lob 127
Oksipital Lob ve Birincil Görsel Korteks 139
Sonuç: Beynin İşlevsel Yeniden Örgütlenmesi ve İnsan Evrimi 150
BÖLÜM 5: ESNEK BEYİN 151
Beyin Yapılarının Kalıtsallığı 154
Beyin Boyutu ve IQ Testi Performansı 160
Beynin Esnekliği ve Okuryazarlık 166
Beyin Esnekliği ve Müzik 175
Sonuç: Esneklik, Hipertrofi ve Daha Büyük Bir Beynin Evrimi 181
BÖLÜM 6: BEYNİN MOLEKÜLER EVRİMİ 185
Beyin Genlerinin Araştırılması ve Seçilimi 187
Tek-Gen Tarihi 196
Beyin Boyutu Genleri ve Hobbit 203
Nöro-ileticiler: Dopamin ve Beynin Evrimi 210
Sonuç: Vaatler, Vaatler 218
BÖLÜM 7: BESLENME ALIŞKANLIĞININ EVRİMİ 220
Beyin Neden Bu Kadar Enerjiye İhtiyaç Duyar? 224
Masraflı-Doku Varsayımı 227
Özel Beslenme Düzeni Gereklilikleri: Beyin için Balık Tutmak 235
Sebze-Meyve veya Et Pişirmek Daha Büyük
Beyinlerin Evrimleşmesine Yardımcı Olmuş mudur? 243
Sonuç: Akşam Yemeği için Fikirler 247
BÖLÜM 8: YAŞLANAN BEYİN 251
Beynin Yaşlanması Bağlamı: İnsan Uzun Ömürlülüğünün
Evrimi 255
Beyin Boyutu ve Uzun Ömürlülük İlişkilidir 260
Sosyal Zekâ, Bilgi ve Beyin ve Uzun Ömürlülüğün
Birlikte Evrimleşmesi 265
Apolipoprotein E, Beyin ve Uzun Ömürlülük 269
Evrimsel bir Bağlamda Sağlıklı Beyin Yaşlanması 273
Bilişsel Rezerv ve İnsan Beyni Evrimi 279
Sonuç: Daha İyi Yaşlı Beyinler 284
BÖLÜM 9: DİL VE BEYNİN EVRİMİ 287
Bulunuşundan Evrimine Dil 290
Farklı Araştırma Yaklaşımlarından Türeyen Farklı
Dil Tanımları 295
Biçimcilik ve Kökdil 300
Kreyollar ve Agulama 304
Dil ve Beyin: Klasik ve Çağdaş Görüşler 307
Dil ve Fosil Kayıt 312
Dilin Evrimine Dair Varsayımlar 319
Chomsky’ye Evrimsel İtirazlar ve Dilin Ortaya Çıkışı 327
Sonuç: Dilin Özelleşmesi Konusuna Yetkin Yaklaşımlar 333
BÖLÜM 10: OPTİMİZM VE İNSAN BEYNİNİN EVRİMİ 336
Beynin Evrimi Araştırmasında İlerleme 340
KAYNAKÇA, 345
DİZİN, 405
BÖLÜM 1
GİRİŞ
İnsan beyninin evrim tarihi basitçe şöyle yazılabilir: İlk insangiller
yaklaşık 6 milyon yıl önce iki ayak üzerinde yürümeye başlayarak,
kendilerini diğer kuyruksuz maymun kuzenlerinden ayırmışlardır,
ama modern insanın üçte biri olan beyinlerinin boyutu
olduğu gibi kalmıştır. Sonraki 3–4 milyon yıl içinde insan beyni
fazla değişmemiş olsa da vücuda oranla daha büyük bir hâle
gelmiştir. İki milyon yıl kadar önce bazı insangiller bir şekilde
kuyruksuz maymununkilerden biraz daha büyük bir beyne sahip
olacak şekilde evrimleşmiştir. Taştan yapılan basit araçlar da bu
tarihlerde ortaya çıkmıştır. Sonraki bir milyon yıl içinde, özellikle
de 1–1,5 milyon yıl önce, beyin modern boyutunun üçte ikisine
ulaşacak şekilde hızla büyümüştür. Son bir milyon yılda beynin
boyutu 1400 santimetre kübe yani modern insanda görülen boyuta
ulaşmıştır. Bu artış düzenli olmamış ve büyüme süresince
zaman ve mekâna bağlı olarak beynin boyutunda değişiklikler
görülmüştür. Modern insanı yansıtan maddi kültür yalnızca
100.000–200.000 yıl önceye dayanmaktadır. Dil bir noktada, muhtemelen
son bir buçuk milyon yıl içinde evrimleşmiştir. İnsanlar
beyinleri büyüdükçe daha zeki hâle gelmiştir.
Bu anlatının yanlış olan hiçbir tarafı yoktur. Var olan fosiller
ve arkeolojik kayıtlarla da oldukça iyi bir şekilde desteklenmektedir.
Fakat biz hikâyenin bundan çok daha karmaşık olduğunun
farkındayız. Her ne kadar iki ayak üzerinde yürüme ve diğerlerine
kıyasla tüysüz olma gibi ayırt edici özelliklerimiz olsa
da, bizi diğer kuyruksuz maymun ve primatlardan ayıran şey
beyin ve beynin ürettiği davranışlardır. Beynin nasıl evrimleştiği
hikâyenin önemli bir parçası olsa da sadece beyin boyutunun
misket limonununkinden greyfurt büyüklüğüne ulaşmasının
tarihini tutma meselesi değildir. İşlevsel örgütlenmesindeki değişimleri
incelemenin önemli olmasına rağmen sadece bununla
da ilgili değildir. Beyin vücutta yer alır ve beynin verimli üretBEYNİN
kenliğinin bir sonucu olarak dünyada birçok insan vücudu bulunduğu
da hiç şüphesiz doğrudur. Fakat bunun dışında beynin
evrimi sırasında çeşitli yollarla karşılanmış olması gereken biyolojik
maliyetleri de olmuştur.
İnsan beyninin biyolojik hikâyesini, karmaşıklığı giderek
artan davranışıyla bağlantılı bir şekilde artan boyutunun basit
bir ilerlemesi olarak anlatmak güzel olurdu. Fakat hikâyeyi
bu şekilde anlatmak yanlış olacağı gibi anlamsızdır da. Beyin,
içinde evrimleştiği soyoluşsal,* somatik,† genetik, ekolojik, demografik
ve son olarak da kültürel-dilbilimsel koşulların ürünüdür.
1,3 kg su, yağ ve proteinin birleşerek, memeli türlerinden
bir başkasını nasıl “imparator hayvan” (Lionel Tiger ve Robin
Fox’un terimlerini ödünç alarak) hâline getirdiği konusunda, bu
farklı boyutların her birinin kendi görüşleri vardır.
Bu kitap bilinç veya zekâyla ilgili olmadığı gibi, beyindeki
uyarlanımsal [adaptive] davranış birimleri, evrimsel psikoloji
veya zihnin sarayları hakkında da değildir. Bunların tümü araştırmaya
değer alanlardır ve geçtiğimiz yıllarda birçok sayıda
bilim insanı ve akademisyen tarafından incelenmiştir. Fakat
benim amacım bundan biraz daha basittir: paleo-antropoloji,
beyin anatomisi ve nöro-görüntüleme, moleküler genetik, yaşam
tarihi kuramı ve ilgili diğer alanlarda yapılan son dönem
araştırmalarıyla, insan beynindeki evrimi keşfetmek. Aslında
bu alanlardaki son yıllarda katedilen yol göz önüne alındığında,
böyle bir araştırma yaparken tükenmek, tüm konuları kapsayan
bir genel bakış sunmaktan daha olasıdır. Fakat burada beynin
evriminin bu şekilde işlemesinin mantığı yatar: çok sayıda farklı
yaklaşımın arasındaki temel soruna odaklanma ihtiyacı. Çevrebilimciler
tarafından kurulan beynin evrimi modelleri, genetikçilerin
veya paleo-nörologların kurduklarıyla örtüşüyor mu?
Bir bilim insanının engelleri ötekinin gelişimsel türdeşliği mi?
Bu kitapta kullandığım yaklaşım “yukarıdan-aşağı” yerine
daha çok “aşağıdan-yukarı” şeklindedir. Beyne olan ilgim biyolojik
bir organ olmasından kaynaklanmaktadır; kendi soyundaki
soyoluşsal kısıtlamalar ve doğal seçilimin doğrudan etkile-
* Filogenetik –yn.
† Bedensel –yn.
rine maruz kalan, büyüyen, yiyen ve yaşlanan doku, hücre ve
gen toplulukları. Açıkça görüldüğü gibi beynimizin limitleriyle
ilgili tartışmalardan kaçınmak çılgıncadır. Fakat genel olarak
davranış veya bilişselliğin evriminden çok, beynin evriminin
temellerini kurmayı hedefliyorum. Umuyorum ki bazı bilişsel
yeteneklerin gelişiminden davranışımızın bazı yönlerinin hiç
beklenmedik bir biçimde ortaya çıkması gibi, beynin evriminin
daha net bir resminin gelişimiyle davranışsal evrimin daha
detaylı bir kavrayışına ulaşılacaktır. Az önce bahsettiğim aşağıdan-
yukarı yaklaşımı, diğerlerinin arasından istisnai olarak
insan beynine odaklanmakla bir tek önemli konuyu ihlal etmiş
olur. Fakat hayvanlar âlemindeki diğer beyinlerin araştırılmasının
literatüre büyük bir katkı sağlayacağını da kabul ediyorum.
Bölüm 2’de insan beynini, türeyen memeli beyinlerinin benzersiz
bir örneği olarak sundum. İnsan beyninin anatomisiyle
ilgili tartışmalara daha detaylı yaklaşmadan önce, periferal sinir
sisteminin çeşitli unsurlarının evrimsel önemi, ana yapısal
ve işlevsel bölümleri de dahil olmak üzere değerlendirilmiştir.
İnsan beyninin işlevini ve evrimini keşfetmek için karşılaştırmalı
farklı bakış açıları (hayvan modeli, karşılaştırmalı sinirbilime
karşı) incelenmiştir. 2. Bölüm, son yirmi yılda geliştirilmiş
olan ve büyük bir hevesle uygulanan geleneksel yöntemlerden,
nöro-görüntüleme yöntemlerine kadar uzanan beyin haritalama
tekniklerine genel bir bakışla son bulmaktadır.
3. Bölüm, beynin boyutunda meydana gelmiş olan evrimle
ilgilidir. Evrim sırasında, kuyruksuz maymundansa insana yakın
olan insangillerin beyninin varsayımsal bir işareti sayılan
ve açıkça kabul edilmiş olmasa da yaygın biçimde kullanılan
“serebral rubikon”‡ kavramını tartışacağım. Kafatası kapasitesi
ve beynin boyutu arasındaki ilişki, bu ilişkinin türler arası ve
tür içinde nasıl değişebileceği konusuyla birlikte incelenmiştir.
Fosil insangillerdeki kafatası kapasitesi gözlemlenmiş ve ensefalizasyon
katsayısı§ görüşü insangiller fosil kaydının kaynağı
‡ Rubikon; Kuzey Doğu İtalya’da bir nehir. MÖ 49’da Sezar’ın ordusunun Rubikon
nehrini geçmesiyle başlayan isyana ithafen “Rubikon’u geçmek” ifadesi
İngilizcede “geri dönüşü olmayan noktayı geçmek” anlamında kullanılır –yn.
§ Ensefalizasyon katsayısı; göreceli beyin boyutu olarak tanımlanan, beynin asıl
kütlesiyle verilen bir boyuttaki hayvanın öngörülen beyin kütlesine oranı –yn.
kabul edilmiştir. Son olarak Homo erectus’ta gözlemlenen kafatası
kapasitesi çeşitliliğinin kafa karıştırıcı olabilecek modellerine
özel bir şekilde yaklaşılarak insangillerin evriminde
beynin boyutunun evrim düzenleri incelenmiştir.
4. Bölüm insan beyninin işlevsel evrimine, boyut ve işlev arasındaki
temel ilişkiyle beraber göz atmaktadır. Beynin belli bölgelerindeki
orantılı hacim değişimleri işlevsel evrime dair sahip olduğumuz
en erişebilir kanıt olabilir ve insangillerin beyin evrimi
sırasında meydana gelen işlevsel değişikliklerin kanıtı olabilecek
birkaç bölge incelenmiştir. Beynin örgütlenmesinde iki ayak üzerinde
yürüme kazanımının olası etkileri detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Bellek ve duyguyla ilgili değişimler limbik sistemden hareketle
ele alınmıştır. Frontal lobun uzun süredir insangillerde diğer primatlara
kıyasla daha geniş olduğu kabul edilmektedir. Fakat böyle
bir değişikliğin ne gibi bir kanıtı vardır? İnsanlar ve diğer primatlar
arasındaki karşılaştırmalı araştırmalar beynin görüntü işleme
merkezi olan oksipital lobun yeniden örgütlenmesine açıkça işaret
etmektedir; beynin görsel imal etme merkezi. Bu işlemin ne zaman
başladığını tespit etmek için kafatası boşluğu fosillerinin kalıplarını
kullanma kabiliyetimizle ilgili tartışma incelenmiştir.
Bölüm 5’te beynin esnekliği,¶ boyutu ve yapısının genetik temeli
ışığında ele alınmıştır. Çevrenin evrimsel süreçte beyni nasıl
şekillendirdiğini anlamak için aynı zamanda çevrenin bir bireyin
yaşam süresi boyunca beynini nasıl değiştirdiğini anlamak
gerekir. Genetik araştırmaların açıkça gösterdiği gibi, beynin
çeşitli altyapılarının boyutu da dahil, tüm beynin boyutu büyük
ölçüde kalıtımsaldır; diğer kısımlarsa o kadar değildir. Öğrenmenin
beyin yapısındaki etkileri, genetik yatkınlık ve yoğun eğitim
arasındaki etkileşimli ilişkinin potansiyel etkilerini gösteren iki
alan olan edebiyat ve müzik performansına belirli göndermeler
yaparak incelenmiştir. Davranışsal esneklik, gelişimsel hipertrofi
ve beyin büyüklüğünün kalıtımsallığı arasındaki karmaşık, etkileşimli
ilişki evrimsel bir bağlamda tartışılmıştır.
6. Bölüm beynin evrimini tüm somatik bağlamında inceleyen
üç bölüm içerir. Beyin moleküler genetik alanı, insangiller [hominid]
evrimi araştırmaları üzerinde geniş bir etki sahibi olmaya
¶ Plastisite –yn.
yeni yeni başlıyor. Gen ifadesinin mikro-dizi araştırmaları gibi
teknikler, insan beynindeki genlerin kendisini ifade edişinin en
yakın akrabalarımızdan nasıl farklı olabileceğini incelemek için
beyin dokuları üzerinde kullanılabilir. Bu güne kadar insan beyninde
ayırt edici bir biçimde tanımlanan birçok gen, beyin işlevlerindeki
evrimin genetik düzenlemenin hayret veren olası
karmaşıklığını hissettirmektedir. Bunun aksine tek-gen çok biçimliliklerinin
yoğun soyoluşsal çalışmaları, beynin boyutu veya
dille ilgili önemli evrimsel olaylara doğrudan bir pencere sağlayacak
gibi görünmektedir. Farklı nöro-ileticilerin genetikleri ayrıca
beynin işlevsel evrimine de ışık tutabilmektedir.
7. Bölüm, beynin ve vücudun enerji ihtiyacını incelemektedir.
Neredeyse tüm araştırmacılar, beslenmesi için insangiller beslenme
düzenindeki niteliğinin önemli ölçüde artışını gerektiren
büyük beynin, metabolik olarak masraflı dokulardan oluştuğu
konusunda hemfikirdir. Beyindeki evrimin bağırsak anatomisinde
veya yiyecek arama vb olaylarda nasıl değişikliğe yol açtığını
açıklamaya çalışanların tümü farklı “masraflı doku” varsayımları
incelemişlerdir. Ayrıca beynin işlevi için mikro-besinlerin önemi
de tartışılmıştır. Beynin evrimi için belirli sınıf yiyecekler hakkındaki
tartışmalar incelenmiştir: Bugün olduğumuz varlığa dönüşmek
için balık, et veya yemişlere mi ihtiyacımız vardı?
8. Bölüm, yaşlanma konusuna değinmektedir. Vücudun diğer
tüm parçaları gibi beyin de yaşlanır. Fakat memeliler içinde
beyni büyük olan hayvanlar daha uzun yaşama eğilimindedir.
İnsanların ömrü ya da en azından olası azami yaşam süresi,
diğerlerine göre daha uzundur ve büyük beyinleri vardır. Son
zamanlarda yapılan yaşam tarihi araştırmaları insangiller soyunda
uzun ömür için özellikle kuşaklar arası bakıcılık ve bilgi
aktarımıyla bağlantılı olarak belirli seçimlerin gerçekleşmiş
olabileceğini göstermiştir. Her iki senaryoda da ileri yaşta beyin
işlevlerinin bakımı son derece önemlidir. İnsanlarda beynin
yaşlanmasının normatif modelleri tartışılmış ve bilişsel sağlığın
klinik modelleriyle ilişkilendirilmiştir. Beynin büyümesi ve
sağlıklı yaşlanma arasında birbirini besleyen bir ilişki olması
ihtimali, beyin boyutundaki artış ve yaşam süresi uzunluğunun
birlikte evrimleşmesi için bir temel sağlamış olabilir.
9. Bölüm, dilin ve beynin evrimiyle ilgilidir, fakat diğer bölümlerden
farklı olarak aşağıdan-yukarı değil, yukarıdan-aşağı
bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu durum kaçınılmazdır. Dil gibi
karmaşık ve kaçınılmaz bir bilişsel özelliğin nasıl evrimleştiğini
anlamak, öncelikle dilin ne olduğuna dair işler bir tanım
bulmakla mümkündür. Dilin biçimci** ve biçim karşıtı†† tanımları
değerlendirilmiştir. Dilin beyindeki yeriyle ilgili geleneksel
ve çağdaş görüşler sunulmuştur; iki görüş arasında hiçbir
zıtlık yoktur fakat işlevsel nöro-görüntüleme dilin işlevleri için
lezyon araştırmalarıyla elde edilebilecek olandan çok daha detaylı
bir resim sağlamaktadır. Dil becerisinin kafatası boşluğu
kalıbı‡‡ fosillerinden görülebilen muhtemel belirtileri değerlendirilmiştir.
Dil bilgisinin tek başına bir işlevsel beyin birimi olmayıp,
gelişmekte olan sözlüğün ortaya çıkan bir özelliği olma
ihtimalini de içeren dilin evrimi modelleri incelenmiştir.
Bölüm 10’da iyimser olarak, insan beyni evrimi için tutarlı
ve kavrayışı yüksek bir resim geliştirmemizin mümkün olduğu
anlatılmıştır. Böyle bir resmi tamamen elde etmek için birçok
bilim dalının katkılarına ihtiyaç vardır.
Bu kitaba öncülük eden birçok kitap olmasıyla beraber, ikisinden
özellikle bahsedilmelidir. Birincisi Phillip Tobias’ın kendisinin
de “küçük kitap” olarak tanımladığı 1971’de basılan The
Brain in Hominid Evolution [İnsangillerin Evriminde Beyin]
isimli kitabıdır. Çok kalın bir kitap olmadığı doğrudur fakat
kendi zamanına kadar olan fosil kaydına odaklanmış olmasına
rağmen oldukça geniş kapsamlıdır. Tobias’ın karmaşık meselelerdeki
kısa ama öz yaklaşımını takdir ediyorum. İkinci kitapsa
Ralph Holloway, Doug Broadfield ve Michael Yuan’ın Brain Endocasts:
The Paleoneurological Record (2004) [Kafatası Kalıpları:
Paleo-nörolojik Kayıt] isimli kitabıdır. İnsangiller beyninin
evrimiyle ilgili güçlü kanıtlar bulmak isteyenler kesinlikle bu
önemli kitaba göz atmalıdır. Umuyorum ki Beynin Yaşamları bu
yazarların koyduğu yüksek standartlara ulaşabilir.
** Formalist –yn.
†† Antiformalist –yn.
‡‡ Kafatası boşluğu kalıbı (endocast, ing.); beynin kafatasında bıraktığı izlerden
hareketle beynin yaklaşık şeklini anlamak için alınan, kafatası boşluğunun
dolgu kalıbı –yn.
BÖLÜM 2
KISACA İNSAN BEYNİ
İnsanoğlu haklı sebeplerden ötürü kendi beyninden çok kolay etkilenir.
İnsan beyni, her biri on binlerce başka nöronla bağlantılı
yüz milyarlarca nörondan meydana gelmiştir. Nöronlar arasındaki
olası bağlantılar akıl almaz sayıdadır. Dahası bu bağlantılar, duvara
dizilen tuğlaların arasındakiler kadar basit de değildir: nöronlar
her bir sinapstaki elektrokimyasal bağlantı noktaları aracılığıyla
iletişim kurar. Nöronlarımız uyumlu hareketleri nefes almaktan
müzik bestelemeye kadar birçok insan davranışını düzenleyen etkileşimli
ağlar hâlinde birleşirler. Beyin her an çok miktarda duyusal
bilgiyi alır ve bellekten çekilen bilgiyle birleştirerek bir algı veya
düşünce üretir. Beyin aynı anda birçok görevi kusursuz bir şekilde
ve görünüşe bakılırsa hiçbir çaba harcamadan yerine getirebilen,
gerçekten de harikulade ve karmaşık bir yapıdır. Fakat insan beyni,
din veya bilim, sanat veya teknoloji aracılığıyla henüz kendini çözebilmiş
değildir. Yıllarca bir araya getirilen olağanüstü miktarda
bilgiyi düşünürsek, beynin bir gizem veya muamma olduğunu söylemek
pek doğru olmaz ama büyük resmin yanı sıra pek çok küçük
resmin kesin ve doğru olarak kavranışı elimizden kaçmaktadır.
Elbette benzer şeyler sıçan beyni için de söylenebilir. Sıçan,
en azından genel kanıya göre, hayvanlar arasındaki en inanılmaz
canlı değildir. Yani sıçan beyninden pek de etkilenmeyiz.
Oysa aynı insan beyni gibi sıçan beyni de tam olarak anlaşılamamış,
harikulade ve karmaşık bir yapıdır. Sıçan ve insan beyni
arasında temelde birçok benzerlik olduğunun farkındayız.
Gerçekten de sıçan beyni, bizimki de dahil olmak üzere bütün
memeli beyinleri için genel model olarak sıkça kullanılmaktadır.
İnsanlara yapılması mümkün olmayan şeyleri, sıçanlara
yapabildiğimiz için bu benzerlik oldukça işe yarardır. Örneğin
sıçan beynine özel bir boya veya izleyici enjekte ederek görünüşte
ayırt edilemeyen nöron topluluklarının işlevsel ağ harita


YORUM EKLE